Askerlik yalnızca üniformayı giyenin hayatını şekillendirmez. O üniforma, görünmeyen iplerle bir ailenin tamamını; en çok da çocukları kendine bağlar. Ortalama iki–üç yılda bir gelen tayinler, asker çocukları için sıradan bir idari işlem değil; tekrar eden bir kopuş deneyimidir.
Haber Giriş Tarihi: 12.02.2026 00:03
Haber Güncellenme Tarihi: 12.02.2026 10:59
Kaynak:
Astsubay Gerçeği - Facebook
Okullar değişir, arkadaşlar değişir, sokaklar değişir, hatta gökyüzünün rengi bile değişir. Çocuk, büyürken yalnızca bedenini değil; aidiyet duygusunu da sürekli paketleyip yeni bir yere taşımak zorunda kalır.
Bu yazı, asker çocuklarının bu sessiz yolculuğunu ne mağduriyet söylemiyle ne de hamasi bir yüceltmeyle ele alıyor. Ama bir gerçeğin altını çiziyor.
Bu çocuklar, devletin en çok “fedakârlık” beklediği ama en az konuştuğu gruplardan biridir.
Sürekli Değişimin Psikolojisi
Gelişim psikolojisi bize şunu söyler: Çocukluk, güvenli bağlanma ve süreklilik ihtiyacı üzerine inşa edilir. Aynı öğretmen, aynı sınıf, aynı arkadaş grubu; çocuğun dünyayı öngörülebilir bir yer olarak algılamasını sağlar. Tayin döngüsünde büyüyen asker çocukları ise bu sürekliliği nadiren yaşar.
Her yeni şehir, yeni bir “başlangıç”tır.
Ama her başlangıç, aynı zamanda küçük bir vedadır.
Bazı çocuklar bu döngüyü içselleştirir. Uyum yetenekleri gelişir, sosyal zekâları güçlenir, farklı kültürlere karşı daha açık hale gelirler. Psikolojide buna dayanıklılık (resilience) denir. Ancak bu dayanıklılık her zaman doğal bir güçlenme değildir; çoğu zaman zorunlu bir öğrenmedir.
Bazı çocuklar ise tam tersine, bağ kurmaktan kaçınmayı öğrenir. “Nasıl olsa gideceğim” düşüncesi, arkadaşlıkların yüzeysel kalmasına yol açar. Ayrılık acısını yaşamamak için bağlanmamayı seçen bir çocuk, yetişkinliğinde de mesafeli ilişkiler kurabilir. Bu, bir karakter kusuru değil; öğrenilmiş bir savunma biçimidir.
Sosyolojik Bir Gerçeklik; Taşınabilir Hayatlar
Sosyoloji açısından bakıldığında asker çocukları, modern toplumun “yerleşik birey” modelinin dışında büyür. Mahalle kültürü, uzun soluklu komşuluklar, kuşaklar arası tanışıklık gibi unsurlar bu çocuklar için çoğu zaman eksiktir. Onların aidiyeti mekâna değil, aileye ve role bağlıdır.
Bu durum, güçlü bir “biz” duygusu yaratabilir. Asker çocukları genellikle disiplinli, sorumluluk sahibi ve erken olgunlaşmış bireyler olarak tanımlanır. Ancak bu olgunluk, çoğu zaman çocukluğun bazı doğal dağınıklıklarından feragat edilerek kazanılır.
Toplum bu çocukları “şanslı” olarak da görebilir: Farklı şehirler, farklı iklimler, farklı insanlar… Ama bu çeşitlilik, çocuğun kendi isteğiyle seçtiği bir zenginlik değil; ailesinin mesleği nedeniyle üstlendiği bir kaderdir.
İklimler Değişir, İç Dünya Sabit Kalmaz
Bir çocuk için iklim yalnızca hava durumu değildir. Karadeniz’in gri gökyüzünden İç Anadolu’nun sert ayazına, Güneydoğu’nun kavurucu sıcağından Ege’nin yumuşak rüzgârına geçmek; bedensel olduğu kadar duygusal bir adaptasyon gerektirir. Her iklim, başka bir ruh hâli öğretir.
Bazı asker çocukları için bu, geniş bir duygu repertuvarı kazandırır. Bazıları içinse sürekli tetikte olma hâli yaratır. “Alıştım” cümlesi çoğu zaman gerçek bir alışmadan çok, alışmak zorunda kalmanın ifadesidir.
Bir Parça Felsefe; Yer Değiştiren Kimlik
Felsefi açıdan bakıldığında asker çocuklarının temel sorusu şudur?
“Ben nereye aitim?”
Bu soru, sabit bir cevap bulmakta zorlanır. Çünkü aidiyet, mekânla kurulan bir ilişki kadar süreklilikle de ilgilidir. Sürekli yer değiştiren bir çocuk, kimliğini bulunduğu yerden değil; taşıdığı değerlerden kurar. Bu da erken yaşta içsel bir pusula geliştirmeyi zorunlu kılar.
Bu pusula güçlüdür ama ağırdır. Çünkü çocuk, ait olmayı değil; uyum sağlamayı öğrenir. Uyum, hayatta kalmanın erdemidir; ama ait olmanın yerini tutmaz.
Sessiz Bedel
Bu yazı boyunca çizilen tablo ne tamamen karanlık ne de bütünüyle aydınlıktır. Asker çocukları, hem güçlü hem de kırılgandır. Hem çok şey görmüş hem de bazı şeyleri erken bırakmak zorunda kalmıştır.
Bu bedel, çoğu zaman görünmez. Ne karneye yazılır ne de sicile geçer. Ama hayatın ilerleyen safhalarında, ilişkilerde, aidiyet duygusunda, kök salma ihtiyacında kendini hissettirir.
Son Olarak
Askerlik, devletin güvenliği için yapılan bir görevdir. Ancak bu görevin sessiz ortakları vardır: çocuklar. Onlar ne tayin emrini imzalar ne de itiraz edebilir. Sadece valizlerin yanında büyürler.
Bu yazı bir şikâyet değildir.
Bir romantizasyon hiç değildir.
Bu yazı, görülmeyeni görünür kılma çabasıdır.
Çünkü bir toplum, kendini en iyi; çocuklarına yüklediği sessiz bedeller üzerinden tanır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
SESSİZ TAŞINMALAR
Askerlik yalnızca üniformayı giyenin hayatını şekillendirmez. O üniforma, görünmeyen iplerle bir ailenin tamamını; en çok da çocukları kendine bağlar. Ortalama iki–üç yılda bir gelen tayinler, asker çocukları için sıradan bir idari işlem değil; tekrar eden bir kopuş deneyimidir.
Okullar değişir, arkadaşlar değişir, sokaklar değişir, hatta gökyüzünün rengi bile değişir. Çocuk, büyürken yalnızca bedenini değil; aidiyet duygusunu da sürekli paketleyip yeni bir yere taşımak zorunda kalır.
Bu yazı, asker çocuklarının bu sessiz yolculuğunu ne mağduriyet söylemiyle ne de hamasi bir yüceltmeyle ele alıyor. Ama bir gerçeğin altını çiziyor.
Bu çocuklar, devletin en çok “fedakârlık” beklediği ama en az konuştuğu gruplardan biridir.
Sürekli Değişimin Psikolojisi
Gelişim psikolojisi bize şunu söyler: Çocukluk, güvenli bağlanma ve süreklilik ihtiyacı üzerine inşa edilir. Aynı öğretmen, aynı sınıf, aynı arkadaş grubu; çocuğun dünyayı öngörülebilir bir yer olarak algılamasını sağlar. Tayin döngüsünde büyüyen asker çocukları ise bu sürekliliği nadiren yaşar.
Her yeni şehir, yeni bir “başlangıç”tır.
Ama her başlangıç, aynı zamanda küçük bir vedadır.
Bazı çocuklar bu döngüyü içselleştirir. Uyum yetenekleri gelişir, sosyal zekâları güçlenir, farklı kültürlere karşı daha açık hale gelirler. Psikolojide buna dayanıklılık (resilience) denir. Ancak bu dayanıklılık her zaman doğal bir güçlenme değildir; çoğu zaman zorunlu bir öğrenmedir.
Bazı çocuklar ise tam tersine, bağ kurmaktan kaçınmayı öğrenir. “Nasıl olsa gideceğim” düşüncesi, arkadaşlıkların yüzeysel kalmasına yol açar. Ayrılık acısını yaşamamak için bağlanmamayı seçen bir çocuk, yetişkinliğinde de mesafeli ilişkiler kurabilir. Bu, bir karakter kusuru değil; öğrenilmiş bir savunma biçimidir.
Sosyolojik Bir Gerçeklik; Taşınabilir Hayatlar
Sosyoloji açısından bakıldığında asker çocukları, modern toplumun “yerleşik birey” modelinin dışında büyür. Mahalle kültürü, uzun soluklu komşuluklar, kuşaklar arası tanışıklık gibi unsurlar bu çocuklar için çoğu zaman eksiktir. Onların aidiyeti mekâna değil, aileye ve role bağlıdır.
Bu durum, güçlü bir “biz” duygusu yaratabilir. Asker çocukları genellikle disiplinli, sorumluluk sahibi ve erken olgunlaşmış bireyler olarak tanımlanır. Ancak bu olgunluk, çoğu zaman çocukluğun bazı doğal dağınıklıklarından feragat edilerek kazanılır.
Toplum bu çocukları “şanslı” olarak da görebilir: Farklı şehirler, farklı iklimler, farklı insanlar… Ama bu çeşitlilik, çocuğun kendi isteğiyle seçtiği bir zenginlik değil; ailesinin mesleği nedeniyle üstlendiği bir kaderdir.
İklimler Değişir, İç Dünya Sabit Kalmaz
Bir çocuk için iklim yalnızca hava durumu değildir. Karadeniz’in gri gökyüzünden İç Anadolu’nun sert ayazına, Güneydoğu’nun kavurucu sıcağından Ege’nin yumuşak rüzgârına geçmek; bedensel olduğu kadar duygusal bir adaptasyon gerektirir. Her iklim, başka bir ruh hâli öğretir.
Bazı asker çocukları için bu, geniş bir duygu repertuvarı kazandırır. Bazıları içinse sürekli tetikte olma hâli yaratır. “Alıştım” cümlesi çoğu zaman gerçek bir alışmadan çok, alışmak zorunda kalmanın ifadesidir.
Bir Parça Felsefe; Yer Değiştiren Kimlik
Felsefi açıdan bakıldığında asker çocuklarının temel sorusu şudur?
“Ben nereye aitim?”
Bu soru, sabit bir cevap bulmakta zorlanır. Çünkü aidiyet, mekânla kurulan bir ilişki kadar süreklilikle de ilgilidir. Sürekli yer değiştiren bir çocuk, kimliğini bulunduğu yerden değil; taşıdığı değerlerden kurar. Bu da erken yaşta içsel bir pusula geliştirmeyi zorunlu kılar.
Bu pusula güçlüdür ama ağırdır. Çünkü çocuk, ait olmayı değil; uyum sağlamayı öğrenir. Uyum, hayatta kalmanın erdemidir; ama ait olmanın yerini tutmaz.
Sessiz Bedel
Bu yazı boyunca çizilen tablo ne tamamen karanlık ne de bütünüyle aydınlıktır. Asker çocukları, hem güçlü hem de kırılgandır. Hem çok şey görmüş hem de bazı şeyleri erken bırakmak zorunda kalmıştır.
Bu bedel, çoğu zaman görünmez. Ne karneye yazılır ne de sicile geçer. Ama hayatın ilerleyen safhalarında, ilişkilerde, aidiyet duygusunda, kök salma ihtiyacında kendini hissettirir.
Son Olarak
Askerlik, devletin güvenliği için yapılan bir görevdir. Ancak bu görevin sessiz ortakları vardır: çocuklar. Onlar ne tayin emrini imzalar ne de itiraz edebilir. Sadece valizlerin yanında büyürler.
Bu yazı bir şikâyet değildir.
Bir romantizasyon hiç değildir.
Bu yazı, görülmeyeni görünür kılma çabasıdır.
Çünkü bir toplum, kendini en iyi; çocuklarına yüklediği sessiz bedeller üzerinden tanır.
Yunus Bilgiç
Kaynak: Astsubay Gerçeği - Facebook
En Çok Okunan Haberler