Bazı sebzeler vardır ki mutfakla sınırlı kalmaz; bir coğrafyanın, bir kültürün, hatta bir kalbin hafızasını taşır. Enginar da onlardan biridir. Pazarda o yeşil, dikenli tomurcuklara bakan çoğu insan yalnızca bir yemek görür. Oysa mitoloji kulağımıza fısıldar: “Bu, bir kadının özlem dolu gözyaşlarıdır.”
Geçen gün enginarların önünde dururken aklıma Cynara’nın hikâyesi geldi. O sert yaprakların arasında saklanan küçücük kalp, kendi içimde gizlediğim bir yarayı hatırlattı bana.
Mitoloji şöyle anlatır: Cynara’nın güzelliğine vurulan Zeus onu Olimpos’a alır; ışığın ve görkemin arasına… Fakat Cynara’nın kalbi orada değildir. Kalbi annesinde, evinde, toprağın kokusundadır. Özlem, kimi zaman en güçlü tanrıdan bile baskındır. Cynara gizlice dünyaya döndüğünde Zeus bunu ihanet sayar ve onu toprağa hapseder. Böylece enginar ortaya çıkar: dışı sert, içi kırılgan bir kalp.
Belki de hepimiz biraz Cynara’yız. Dışarıdan güçlü, dayanıklı, hatta dikenli görünmek zorunda kalırız; ama içimizde kimseye söylemediğimiz bir özlem saklıdır.
Bazen beni de “yukarı” taşıyan, parıltılı görünen şeyler oluyor; başarılar, övgüler, koşuşturmacalar… Ama içimde bir yer, bambaşka bir yuvaya, bir anıya ya da adını bile tam koyamadığım bir hisse dönüp bakıyor.
Cynara’nın hikâyesi bana şunu hatırlatıyor: İnsanı ayakta tutan şey, ulaştığı zirveler değil; döndüğünde onu bekleyen yerlerdir. Enginarın kalbini her gördüğümde içimin ısınması belki de bu yüzden.
Enginarın güzelliği de burada saklı: Dışındaki sertliğin ardında insanın kırılganlığı duruyor. Sofradaki o narin kalbe bakarken içimde hep aynı cümle beliriyor:
Belki Cynara’ya haksızlık etmişlerdi… Ama belki de toprağa dönüş onun gerçek özgürlüğüydü.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Halime Önen
ENGİNARIN KALBİ VE BİR KADININ ÖZLEMİ
Bazı sebzeler vardır ki mutfakla sınırlı kalmaz; bir coğrafyanın, bir kültürün, hatta bir kalbin hafızasını taşır. Enginar da onlardan biridir. Pazarda o yeşil, dikenli tomurcuklara bakan çoğu insan yalnızca bir yemek görür. Oysa mitoloji kulağımıza fısıldar: “Bu, bir kadının özlem dolu gözyaşlarıdır.”
Geçen gün enginarların önünde dururken aklıma Cynara’nın hikâyesi geldi. O sert yaprakların arasında saklanan küçücük kalp, kendi içimde gizlediğim bir yarayı hatırlattı bana.
Mitoloji şöyle anlatır: Cynara’nın güzelliğine vurulan Zeus onu Olimpos’a alır; ışığın ve görkemin arasına… Fakat Cynara’nın kalbi orada değildir. Kalbi annesinde, evinde, toprağın kokusundadır. Özlem, kimi zaman en güçlü tanrıdan bile baskındır. Cynara gizlice dünyaya döndüğünde Zeus bunu ihanet sayar ve onu toprağa hapseder. Böylece enginar ortaya çıkar: dışı sert, içi kırılgan bir kalp.
Belki de hepimiz biraz Cynara’yız. Dışarıdan güçlü, dayanıklı, hatta dikenli görünmek zorunda kalırız; ama içimizde kimseye söylemediğimiz bir özlem saklıdır.
Bazen beni de “yukarı” taşıyan, parıltılı görünen şeyler oluyor; başarılar, övgüler, koşuşturmacalar… Ama içimde bir yer, bambaşka bir yuvaya, bir anıya ya da adını bile tam koyamadığım bir hisse dönüp bakıyor.
Cynara’nın hikâyesi bana şunu hatırlatıyor: İnsanı ayakta tutan şey, ulaştığı zirveler değil; döndüğünde onu bekleyen yerlerdir. Enginarın kalbini her gördüğümde içimin ısınması belki de bu yüzden.
Enginarın güzelliği de burada saklı: Dışındaki sertliğin ardında insanın kırılganlığı duruyor. Sofradaki o narin kalbe bakarken içimde hep aynı cümle beliriyor:
Belki Cynara’ya haksızlık etmişlerdi… Ama belki de toprağa dönüş onun gerçek özgürlüğüydü.