Mattia Ahmet Minguzzi’yi kaybettik. Ama sonrasında yaşananlar herhalde bu ülkede daha önce hiç yaşanmadı. Ahmet’in ölümü sadece bir cinayet değil, aynı zamanda toplumun nasıl bir çürümeyle karşı karşıya olduğunu gözler önüne serdi. Çünkü bu kez sadece bir genç canı değil, toplumun vicdanı, adalet duygusu, hatta yas tutma hakkı da ayaklar altına alındı.
Ahmet’in ölümünün ardından iddiaya göre henüz reşit bile olmayan kişiler tarafından öldürüldüğü söylendi. Bu bile başlı başına yürek yakan bir durumken, asıl acı bundan sonra başladı. Aile daha evladının yasını bile tutamadan, saldırıya uğradı. Mezara saldırdılar… Düşünebiliyor musunuz? Evladını toprağa vermiş bir annenin, bir babanın tek teselli bulduğu yere… mezarına…
Ama bu da yetmedi. Aile tehdit edildi. Yalnız bırakıldı. Oğlunu kaybeden insanlar, bir de korkuyla yaşamaya mecbur bırakıldı. Avukatları bile tehdit edilmeye başlandı.
Şimdi sormak istiyorum:
Neden?
Neden acı çeken insanlar bu kadar yalnız bırakılıyor?
Neden insanlar artık ölünün ardından bile saygı göstermiyor?
Neden bir annenin gözyaşına bile tahammülümüz kalmadı?
Ne zaman bu kadar vicdansız olduk?
Bu ülkede artık bir acının bile rengi, kimliği, tarafı sorgulanıyor. Adalet aramak suç gibi, sessiz kalmaksa en kolay yol. Ama bu sessizlik, bu umursamazlık büyüyor. Ve bu büyüdükçe adalet susuyor, vicdan köreliyor.
Artık mağdur olmak yetmiyor. Adalet isteyenler hedef gösteriliyor. Susmayanlar susturulmak isteniyor. Oysa bir annenin, bir babanın yası… dünyada dokunulmaması gereken en kutsal şeydir. Ama biz, o yası bile taşlayan, ayaklar altına alan bir topluma dönüştük.
Camiler, taziyeler, mezarlıklar… bunlar bir toplumun en mahrem, en sessiz alanlarıdır. Oraya bile el uzatılıyorsa, yalnızca dini değil, insanlığı da kaybetmişiz demektir. Artık herkesin gözünde bir taraf var. Adalet bile, “bizden mi, değil mi?” sorusuna indirgenmiş durumda.
Peki neden böyle oldu?
Çünkü adalete olan güven zedelendi. Sosyal medya linci, empatiyi ezdi geçti. İnsanlar artık vicdanla değil, ideolojiyle hareket ediyor. Ve biz, yıllarca susarak, görmezden gelerek bu hoyratlığa ortak olduk.
Ama artık yeter.
Ahmet sadece ailesinin evladı değildi. O, hepimizin evladıydı. Onun arkasından dökülen gözyaşları, aslında içimizde hâlâ kalan insanlığın çığlığıdır. Ve eğer o çığlığa kulak vermezsek, yarın Ahmet’in başına gelen, hepimizin başına gelebilir.
Bugün Ahmet’in ailesi yalnız bırakılırsa, yarın hepimiz yalnız kalırız.
Adaletin sustuğu, vicdanın korktuğu bir toplumda hiçbirimizin güvende kalması mümkün değil.
O yüzden şimdi ses çıkarma zamanı.
Adalet için. Empati için. İnsanlık için.
Ve en çok da Ahmet için.
Ahmet’in ardından yaşananlar artık sadece bir ölüm değil, bir toplumun çürümesine sessiz kalmaktır.
Bu böyle gidemez. Çünkü bugün Ahmet’in ailesi bu acıyı yaşıyor ama yarın kimin başına ne geleceğini hiç kimse bilemez.
Adalet bir kişiye değil, hepimize lazım.
Ben sadece bir şey istiyorum:
Biraz empati, biraz insanlık, biraz vicdan.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Halime Önen
SADECE BİR EVLAT DEĞİL VİCDANIMIZI DA KAYBETTİK