Bugün komşumuz Lütfü Amca’yla sohbet ettik. Kendisi 75 yaşında; sağlık sorunlarıyla boğuşsa da, içinde hâlâ o bitmeyen yaşama sevincini taşıyor. Sohbet sırasında öyle bir cümle kurdu ki, gün boyu kalbimden çıkmadı:
“Ben hiç dışarıda yemek yemem; eşim, çocuğum olmadan onlarsız yemem.”
O an içime derin bir sessizlik çöktü. Bu söz, sadece bir alışkanlığın değil, bir ömürlük sadakatin ve sevginin ifadesiydi.
Duyar duymaz dedem geldi aklıma… O da öyleydi. Dışarıda yemek yemezdi; yese bile mutlaka eve, sevdiğimiz yemekleri getirirdi. Sanki “Ben yedim ama siz de tatmalısınız,” demek isterdi.
Paylaşmadan, sevdiklerini düşünmeden bir lokma bile boğazından geçmezdi.
Gerçek bir âşık...
Güzel bir yere gittiğinde, orayı sevdiği de görsün ister.
Güzel bir çiçeğe yanaştığında, onu sevdiği de koklasın ister.
Güzel bir şarkı dinlediğinde, onu sevdiği de duysun ister.
İbn Arabî’nin yazdığı gibi:
“Onunla duyar ve onun için duyar. Onunla görür ve onun için görür. Onunla konuşur ve onun için konuşur.”
Dedemi kaybedeli yıllar oldu. Onunla geçen zaman, hatıralarımda solmayan bir iz gibi duruyor. Ama bugün, Lütfü Amca’nın o sözü kalbimin en derin yerine dokundu. Sanki dedem yeniden yanımdaymış gibi hissettim.
Zaman geçiyor.Özlem azalmıyor; aksine büyüyor, derinleşiyor. İnsan yaş aldıkça, bazı sözler ve bazı anılar çok daha ağır geliyor.
Belki de özlem dediğimiz şey, geçmişin sessiz bir yankısıdır.
Bazı insanlar gider ama bıraktıkları sevgi, alışkanlıklar ve küçük davranışlar yaşamaya devam eder.
Dedemi her hatırladığımda, sevginin aslında ne kadar basit olduğunu anlıyorum:
Bir lokmayı bile paylaşmadan huzur bulamamak.
Bugün bir kez daha fark ettim; sevdiklerimiz yanımızdayken onları sıkıca sarmak, bir sofrayı paylaşmanın kıymetini bilmek gerekiyor. Çünkü bir gün, sadece o sofradan kalan hatıralarla ısınıyoruz.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Halime Önen
PAYLAŞILAN LOKMANIN HİKAYESİ
Bazı lokmalar karın doyurmaz, kalbi ısıtır.
Bugün komşumuz Lütfü Amca’yla sohbet ettik. Kendisi 75 yaşında; sağlık sorunlarıyla boğuşsa da, içinde hâlâ o bitmeyen yaşama sevincini taşıyor. Sohbet sırasında öyle bir cümle kurdu ki, gün boyu kalbimden çıkmadı:
“Ben hiç dışarıda yemek yemem; eşim, çocuğum olmadan onlarsız yemem.”
O an içime derin bir sessizlik çöktü. Bu söz, sadece bir alışkanlığın değil, bir ömürlük sadakatin ve sevginin ifadesiydi.
Duyar duymaz dedem geldi aklıma… O da öyleydi. Dışarıda yemek yemezdi; yese bile mutlaka eve, sevdiğimiz yemekleri getirirdi. Sanki “Ben yedim ama siz de tatmalısınız,” demek isterdi.
Paylaşmadan, sevdiklerini düşünmeden bir lokma bile boğazından geçmezdi.
Gerçek bir âşık...
Güzel bir yere gittiğinde, orayı sevdiği de görsün ister.
Güzel bir çiçeğe yanaştığında, onu sevdiği de koklasın ister.
Güzel bir şarkı dinlediğinde, onu sevdiği de duysun ister.
İbn Arabî’nin yazdığı gibi:
“Onunla duyar ve onun için duyar. Onunla görür ve onun için görür. Onunla konuşur ve onun için konuşur.”
Dedemi kaybedeli yıllar oldu. Onunla geçen zaman, hatıralarımda solmayan bir iz gibi duruyor. Ama bugün, Lütfü Amca’nın o sözü kalbimin en derin yerine dokundu. Sanki dedem yeniden yanımdaymış gibi hissettim.
Zaman geçiyor.Özlem azalmıyor; aksine büyüyor, derinleşiyor. İnsan yaş aldıkça, bazı sözler ve bazı anılar çok daha ağır geliyor.
Belki de özlem dediğimiz şey, geçmişin sessiz bir yankısıdır.
Bazı insanlar gider ama bıraktıkları sevgi, alışkanlıklar ve küçük davranışlar yaşamaya devam eder.
Dedemi her hatırladığımda, sevginin aslında ne kadar basit olduğunu anlıyorum:
Bir lokmayı bile paylaşmadan huzur bulamamak.
Bugün bir kez daha fark ettim; sevdiklerimiz yanımızdayken onları sıkıca sarmak, bir sofrayı paylaşmanın kıymetini bilmek gerekiyor. Çünkü bir gün, sadece o sofradan kalan hatıralarla ısınıyoruz.