DUYGUDAN KAÇMAMAK, HAYATIN İLK DERSİNİ UNTUMAYIN...
Yazının Giriş Tarihi: 18.11.2025 12:15
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.11.2025 12:17
Bazen günün sıradan bir anında televizyonu sadece fonda dursun diye açarsınız. Ama hayat, o anlara ummadığınız bir ders saklar. Bugün benim başıma da tam olarak böyle bir şey geldi. İbrahim Bilgen’in sözleri, ekrandan değil, sanki evin içine, hatta içimin en derin yerine dokundu.
Bilgen şöyle diyordu:
“Doğduğumuzda ağlarız. Acıyla, bir uyarımla başlarız hayata. Sessiz doğan bebeğin poposuna vurulur ki kan dolaşımı hızlansın, o ilk nefes açılsın. Yani hayata attığımız ilk adım, bir duygudur.”
Ne kadar yalın, ne kadar çarpıcı…
Daha gözümüzü açtığımız anda bile hayat bize fısıldıyor:
Duygudan kaçamazsın. Kaçmamalısın da.
Bugün sosyal medyada herkes bir “uzman”, herkes bir “terapist”, herkes insan ruhunun karanlık sokaklarında elinde fener sallayan bir rehber. Ama ne acıdır ki, bu kadar bilgi içinde çoğumuz duyguyu yaşayamaz, kendimizi duyamaz hâle geldik. Ağlamaktan utanıyoruz, üzüntüyü bastırıyoruz, kırılınca hemen zırh kuşanıyoruz.
Oysa Bilgen’in dediği gibi:
Anda kal, duyguyu yaşa.
Seni üzen kişi, olay ya da tesadüften kaçma. Çünkü çözmediğin her şey, karanlık bir çekmeceye atılmış gibi yıllarca orada kalır.
Bilim insanlarının, doktorların, psikologların bile temelde aynı hakikate ihtiyacı var:
Bilimin özünde, insanın ise duygusunda kalmak…
Ülkemizde böyle düşünen, böyle hissettiren doktorların ve bilim insanlarının yetişiyor olması bana umut verdi. Çünkü bilimin ilmiği kadar, insanın ruhu da önemlidir. Ve bu toprakların gerçekten buna ihtiyacı var.
Bugün miskin bir günde şunu öğrendim:
Duygudan kaçmak, hayattan kaçmaktır.
Doğduğumuz anda ağlıyorsak, belki de bu dünyanın kapısı duyguyla açılıyordur. Doğduğumuz anda attığımız çığlık, hayatın bize verdiği ilk dersti. Ve ne yazık ki, büyüdükçe o dersi unutuyoruz.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Halime Önen
DUYGUDAN KAÇMAMAK, HAYATIN İLK DERSİNİ UNTUMAYIN...
Bazen günün sıradan bir anında televizyonu sadece fonda dursun diye açarsınız. Ama hayat, o anlara ummadığınız bir ders saklar. Bugün benim başıma da tam olarak böyle bir şey geldi. İbrahim Bilgen’in sözleri, ekrandan değil, sanki evin içine, hatta içimin en derin yerine dokundu.
Bilgen şöyle diyordu:
“Doğduğumuzda ağlarız. Acıyla, bir uyarımla başlarız hayata. Sessiz doğan bebeğin poposuna vurulur ki kan dolaşımı hızlansın, o ilk nefes açılsın. Yani hayata attığımız ilk adım, bir duygudur.”
Ne kadar yalın, ne kadar çarpıcı…
Daha gözümüzü açtığımız anda bile hayat bize fısıldıyor:
Duygudan kaçamazsın. Kaçmamalısın da.
Bugün sosyal medyada herkes bir “uzman”, herkes bir “terapist”, herkes insan ruhunun karanlık sokaklarında elinde fener sallayan bir rehber. Ama ne acıdır ki, bu kadar bilgi içinde çoğumuz duyguyu yaşayamaz, kendimizi duyamaz hâle geldik. Ağlamaktan utanıyoruz, üzüntüyü bastırıyoruz, kırılınca hemen zırh kuşanıyoruz.
Oysa Bilgen’in dediği gibi:
Anda kal, duyguyu yaşa.
Seni üzen kişi, olay ya da tesadüften kaçma. Çünkü çözmediğin her şey, karanlık bir çekmeceye atılmış gibi yıllarca orada kalır.
Bilim insanlarının, doktorların, psikologların bile temelde aynı hakikate ihtiyacı var:
Bilimin özünde, insanın ise duygusunda kalmak…
Ülkemizde böyle düşünen, böyle hissettiren doktorların ve bilim insanlarının yetişiyor olması bana umut verdi. Çünkü bilimin ilmiği kadar, insanın ruhu da önemlidir. Ve bu toprakların gerçekten buna ihtiyacı var.
Bugün miskin bir günde şunu öğrendim:
Duygudan kaçmak, hayattan kaçmaktır.
Doğduğumuz anda ağlıyorsak, belki de bu dünyanın kapısı duyguyla açılıyordur. Doğduğumuz anda attığımız çığlık, hayatın bize verdiği ilk dersti. Ve ne yazık ki, büyüdükçe o dersi unutuyoruz.