Bir televizyon programında yarışan gençleri izlerken aklıma bir cümle düştü:
“En hüzünlü cümle; çok uzun zamandır çocuk olamadım.”
20 yaşlarında gencecik insanlar…
Hayatlarının en taze, en coşkulu döneminde, gözlerinin içine bakınca bir çocuğun masum neşesini değil; bir yetişkinin ağır yüklerini görüyorsunuz.
Hepsinin bir hayat hikâyesi var.
Ama ortak bir noktada birleşiyorlar:
Hayatta kalmak için erken büyümüşler.
Kimisi annesine ev almak, kimisi babasına araba almak istiyor.
Kimisi ailesini yoksulluktan kurtarmak istiyor, kimisi kardeşlerine umut olmak…
Hepsinin sırtında “kurtarıcı” olma görevi.
Ama kimse onlara çocuk olma hakkını vermemiş.
Oysa bir çocuğun ilk hayali, oyuncak bir ambulansla oynarken doktor olmak, bir süper kahraman peleriniyle uçarken dünyayı kurtarmaktır.
Bir çocuğun ilk hedefi, ailesine ev almak olmamalı.
O hayal, büyüdüğünde gelsin…
Ama ne yazık ki bizim toplumumuzda çocuklar oyuncak yerine sorumluluk taşıyor.
Gidip giden çocukluk,
hiç yaşanamamış bir gençlik,
ve sonunda yorgun, umutsuz, kimliğini arayan bir yetişkin…
Bu bir kader değil. Bu, bizim yarattığımız bir düzenin sonucu.
Lütfen çocuklarınıza yükler yüklemeyin.
Daha kendini bulamamış, duygusal olarak olgunlaşamamış insanlar anne-baba olmasın.
Çocuklar, sizin yarım kalmış hayatlarınızı tamamlamaya gelmiyor.
Onların kendi hayatları var.
Kendileri için kuracakları hayaller var.
Onları birilerinin kahramanı yapmaya zorlamayın.
Kendi hayatlarında başrol olabilmeleri için onlara alan açın.
Umutlarını söndürmeyin.
Umutlarına ışık olun.
Çünkü bir çocuğun kaybolan çocukluğu, bir toplumun kaybolan geleceğidir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Halime Önen
ÇOK UZUN ZAMANDIR ÇOCUK OLAMADIM
Bir televizyon programında yarışan gençleri izlerken aklıma bir cümle düştü:
“En hüzünlü cümle; çok uzun zamandır çocuk olamadım.”
20 yaşlarında gencecik insanlar…
Hayatlarının en taze, en coşkulu döneminde, gözlerinin içine bakınca bir çocuğun masum neşesini değil; bir yetişkinin ağır yüklerini görüyorsunuz.
Hepsinin bir hayat hikâyesi var.
Ama ortak bir noktada birleşiyorlar:
Hayatta kalmak için erken büyümüşler.
Kimisi annesine ev almak, kimisi babasına araba almak istiyor.
Kimisi ailesini yoksulluktan kurtarmak istiyor, kimisi kardeşlerine umut olmak…
Hepsinin sırtında “kurtarıcı” olma görevi.
Ama kimse onlara çocuk olma hakkını vermemiş.
Oysa bir çocuğun ilk hayali, oyuncak bir ambulansla oynarken doktor olmak, bir süper kahraman peleriniyle uçarken dünyayı kurtarmaktır.
Bir çocuğun ilk hedefi, ailesine ev almak olmamalı.
O hayal, büyüdüğünde gelsin…
Ama ne yazık ki bizim toplumumuzda çocuklar oyuncak yerine sorumluluk taşıyor.
Gidip giden çocukluk,
hiç yaşanamamış bir gençlik,
ve sonunda yorgun, umutsuz, kimliğini arayan bir yetişkin…
Bu bir kader değil. Bu, bizim yarattığımız bir düzenin sonucu.
Lütfen çocuklarınıza yükler yüklemeyin.
Daha kendini bulamamış, duygusal olarak olgunlaşamamış insanlar anne-baba olmasın.
Çocuklar, sizin yarım kalmış hayatlarınızı tamamlamaya gelmiyor.
Onların kendi hayatları var.
Kendileri için kuracakları hayaller var.
Onları birilerinin kahramanı yapmaya zorlamayın.
Kendi hayatlarında başrol olabilmeleri için onlara alan açın.
Umutlarını söndürmeyin.
Umutlarına ışık olun.
Çünkü bir çocuğun kaybolan çocukluğu, bir toplumun kaybolan geleceğidir.