20° Kapalı
  • EURO
  • DOLAR

HİÇ ÖLMEYECEKMİŞ GİBİ DÜNYA İÇİN YARIN ÖLECEKMİŞ GİBİ AHİRET İÇİN ÇALIŞ

AHİLİĞE BAKIŞ… Bir kavram olarak AHİLİK, İslâm Dünyasında Abbasi Halifesi Nasır Li-Dinillâhi tarafından kurumlaştırılan “Fetüvvet (Dinî nitelikte esnaf birliği)” kurumunun, Anadolu’da 13. Yüzyıldan itibaren millî ve yerli unsurlarla donatılmış bir şeklidir. “Ahilik”, birbirini seven, birbirine saygı duyan, yardım eden, fakiri gözeten, yoksulu barındıran, işini kutsal, çalışmayı bir ibadet sayan, din ve ahlâk kurallarına sıkı sıkıya […]
Çankırı - 11 Eylül 2022 15:23 A A

AHİLİĞE BAKIŞ…
Bir kavram olarak AHİLİK, İslâm Dünyasında Abbasi Halifesi Nasır Li-Dinillâhi tarafından kurumlaştırılan “Fetüvvet (Dinî nitelikte esnaf birliği)” kurumunun, Anadolu’da 13. Yüzyıldan itibaren millî ve yerli unsurlarla donatılmış bir şeklidir.

“Ahilik”, birbirini seven, birbirine saygı duyan, yardım eden, fakiri gözeten, yoksulu barındıran, işini kutsal, çalışmayı bir ibadet sayan, din ve ahlâk kurallarına sıkı sıkıya bağlı esnaf ve sanatkârın iş teşkilâtı olan sosyal ve kültürel bir yapıdır.

Ahilik, İslâm inancıyla Türk örf ve adetlerini kaynaştıran bir düşünce sistemidir. Türklerin İslâm medeniyetine girişleri dünya tarihi açısından önemlidir. Selçuklular zamanında ortaya çıkan, Osmanlı Beyliği’nin kuruluşunda rol oynayan, siyasi, askeri, sosyal, ekonomik ve eğitim örgütü olan Türk kültürü ve İslami değerleri birleştiren “Ahilik teşkilatı ve Ahilik”, Türklerin İslâmiyet’i topluluk halinde kabul ettikleri yıllarda, Türk örf ve adetleri ile İslâm inancını kaynaştırmak amacıyla geliştirilen bir düşünce sistemi ve yaşam tarzı olarak tanımlanabilir. Bu düşünceyi ve yaşam tarzını benimseyenlere “Ahi” denilmektedir.

Ahi birlikleri ise; ahiler tarafından kurulup geliştirilen bir sivil toplum kuruluşudur. “Ahilik”, esnaf ve sanatkârın teşkilatlanmasına öncülük etmiş, tarihimizde silinmeyecek etkiler bırakmıştır. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu’da yaşayan halkın ticaret, ekonomi, sanat, iş ahlakı, çalışma yaşamı ve çeşitli meslek alanlarında, yamak-çırak, kalfa-usta hiyerarşisini kurmuş ve yetişmelerini sağlamış, özünde iyi insan meziyetlerini esas alarak düzenlenmiş bir örgütlenme biçimidir.

Ahilik’te, “ben değil, biz vardır.” Ahilik iyilikleri yaymak, kötülüğü ve kötüleri engellemektir. Ahilik fakir ile zengini bir tutmaktır. Ahilik, tüm toplumsal ve ticari ilişkilerde dürüst ve güvenilir olmaktır. Ahilik kardeşliktir, eli açıklıktır, cömertliktir. Ahilik eline, diline, beline sahip olmaktır.

*Ahiliğin vizyonunu oluştururken temel kabul ettiği görüşlerin başında İNSAN SEVGİSİ gelmektedir. Bu sebeple Ahilik, bir sınıfın, bir zümrenin ya da bir kişinin diğeri üzerinde egemenliğine karşı olmuş, insanlar arasında ayrılık gütmemiş, eşitliği ve eşit davranmayı İNSANIN TEMEL HAKKI olarak kabul etmiştir.

**Ahiliği oluşturan temel unsurlardan biri de birer iş, sanat ya da meslek sahibi olmaları ve ortak toplumsal değerleri, birlikte yaşamayı ilke edinmeleridir. Meslek, sanat ya da bir iş sahibi olmayan AHİ OLAMAZ. Her ahi, yeteneğine göre bir mesleğin içinde yer alır, iş sahibi olur, buradaki hüner ve becerilerine göre çıraklık, kalfalık dönemlerini geçerek sanatında, mesleğinde ya da işinde USTA olur. AHİLİK Kurumunun kendisinde belirginleştirdiği bu vizyonla misyonunu gerçekleştirir, vizyonundan aldığı bu güçle sosyal ve toplumsal hayata katkı sağlar.

***Ahi için iş, meslek ve sanat, vizyonunu tamamlayan bir itibar ve güçtür. toplumsal ve sosyal bir kurum olan ahilik örgütünün vizyonu doğrultusunda belirlediği hedefleri gerçekleştirmeye yönelik bir misyon yüklendiği görülmektedir. Teşkilâta girmek isteyenin ahlak ve terbiyesi üzerinde yapılan incelemeler olumlu olursa, durum zaviyede görüşülür, uygun bulunanlar bir törenle üyeliğe kabul edilirdi.

USTA çırağın “Ahi kardeşi” dir. Kalfa ise “Yol kardeşi” dir. Her çırağın bir ahi kardeşi (Ustası) ve iki yol kardeşi(kalfası) olurdu. Çırak, zaviye reisinin izninden sonra bu üç sanatkârın gözetimi altında çalışmaya başlardı. “Mükemmel ve müreffeh bir toplum hayatı oluşturmak.” AHİLİK kurumunun MİSYONUNU oluşturan TEMEL UNSURDUR.

Ahiliğin MİSYONUNU belirleyen AMAÇLARIN BAŞINDA “İNSANLARA VE İNSANLIĞA HİZMET” gelmektedir. Ahilik, toplumda yaşayan fertleri birbirine yaklaştırmak ve aralarında dayanışma kurulmasını sağlamaktır. Ahilik, halkın sırtından geçinenlere, hortumculara, stokçulara, soygunculara ya da bir köşeye çekilip miskin miskin oturanlara karşıdır.

AHİLİKTE;
ÜRETİM ve TÜKETİM

Ahiliğin, insanı merkeze alan “İslâm ekonomisinde” ihtiyaca göre üretim fikri hâkimdir ve israf yasaklanmıştır. İsrafın yasaklanması, ihtiyaçları kışkırtacak davranışlardan uzak durulması anlamına da gelmektedir. Bu prensiplere uygun olarak ahilik, üretimi ihtiyacın bir fonksiyonu olarak ele almaktadır. İhtiyaç kadar üretim fikri, gerekli hallerde üretimin sınırlandırılması sonucunu da doğurmaktadır.

EMEK-DEĞER

Üretilen her mal veya hizmetin bir değeri vardır. Bu sadece satış fiyatı ile ölçülmez. Kıtlık ve aşırı üretim durumlarında malın satış fiyatı ile gerçek değeri arasındaki fark büyür. Kıtlıkta malın satış fiyatı gerçek değerinin çok üzerine çıkar ve tüketici mağdur olur. İhtiyaç fazlası üretimde ise; malın satış fiyatı gerçek değerinin çok altına düşer ve üretici mağdur olur. AHİLİK, gerek üreticinin gerekse tüketicinin mağdur olacağı bu gibi durumların yaşanmasına izin vermez. Böylece emeğin gerçek değerini bulacağı ortam sağlanmış olur. Kolay kazanç, ahi ahlâkı yönünden makbul değildir. Kazanç, meşakkatli olacak, güç olacak, alın teri ve emek karşılığında elde edilecektir.

REKABET

Günümüzdeki rekabet araçlarının çoğu ahilikte yasaklanmıştır. Fiyat düşürerek ve daha kalitesiz mal kullanarak rekabet yapılamaz. Ahilikte esas olan helâl kazançtır, ahinin doğru olması ve hak ettiğinden fazlasını kazanma yoluna sapmaması ahlâk kaidesi haline getirilmiştir.

“Ahilik ahlâkında doğruluk”, ekonomik bir öz taşımakta eşyanın bilinen biçimde imâl edilmesi ve belirli bir fiyata satılması anlamına gelmektedir. Ahilik hakkına razı olmayarak malına değerinden fazla fiyat isteme, zenginleşme
hırsıyla gömülü hazineler peşinde koşma, karanlık ve dolaşık kazanç yollarına sapma gibi haram kazanç yollarına müsaade etmez.

Ahilik, kendini ve yakınlarını geçindirecek “insaflı ve dürüst” bir ticarete karşı değildir. Ama mal biriktirme ve yığma peşinde koşan, haris ve istismarcı bir ticarete karşıdır. Bunlara karşılık ferdin yaptığı iş ile bütünleşmesi teşvik edilmektedir. Bu sebeple üretilen eşya, sanatkâr için ekonomik değerinin üzerinde bir mana taşımaktadır. Böylece sanatkârın işine ruhunu yansıtması sağlanmakta, rekabet ise daha mükemmel üretim şeklinde ortaya çıkmaktadır.

Ahiler dayanışmacı bir ruh yapısına sahiptir. Zengin ile fakir, üretici ile tüketici, emek ile sermaye, millet ile devlet, kısaca toplumun bütün fert ve kurumları arasında iyi münasebetler kurarak herkesin huzur içinde yaşamasını sağlamak, ahilerin başta gelen amacı olmuştur.

Ahi birlikleri, köklü kültür değişmelerinin yaşandığı bir dönemde birbirlerine karşı çatışmacı tavır alan grupları uzlaştırmak, zayıflayan aşiret bağları yerine yerleşik hayat tarzına uygun koruyucu değerler meydana getirmek, Bizanslılara karşı Türk esnaf-sanatkârlarının menfaatlerini korumak ve toplumda huzurun sağlanmasına yardımcı olmak amacıyla kurulmuştur.

Toplumda muhtelif statülerin ortaya çıkmasını, bazı insanların fakir bazı insanların zengin olmasını ahilik normal karşılar. Ancak Ahilik güçlünün zayıfı ezmesine veya bir kimsenin haksız kazanç sağlamasına karşı çıkar.
Böyle bir huzur ortamının hazırlanması için birçok düzenlemeler yapılmış ve köklü bir teşkilât kurulmuştur.

AHİLİK ve İNSAN

Düşünce sistemlerinin açıklanmasında öncelikli durulması gereken husus, o sistemde insana hangi değer ve rolün verildiğidir. Genelde düşünce sistemlerinin insanların mutluluğunu hedef aldığı söylenebilir. Ancak; bu amaca ulaşmada izlenecek yöntem hususunda birbirlerinden ayrılırlar. İnsanı mutlu etme iddiasıyla ortaya atılan düşünce sistemlerinin birçoğu amacını gerçekleştiremez. Tarih iyi niyetlerle ortaya atılan, ancak milyonlarca insanı perişan eden düşüncelerin hikâyeleriyle doludur. Ders alınması gereken bu tür olumsuzlukların temelinde, şu iki yanlıştan birinin bulunduğu söylenebilir:

*Amacı gerçekleştirmek için uygun araçların seçilememesi ile uygulamada amacın araç haline gelmesi.
*Meselâ bazı düşünce sistemleri insanlar ne kadar çok tüketirse o kadar mutlu olacağı tezinden hareket ederek, üretime insanı mutlu edecek yegâne araç olarak bakarlar. Amaçları, insanlara daha çok tüketim imkânı sunarak onları mutlu etmektir. Bunun için üretimin artması gerekir. Ancak uygulamada beklenen sonuç alınamaz, amaçla araç yer değiştirir. Yani üretim amaç, insan ise üretimi gerçekleştiren araç olur. Şüphesiz, araç haline getirilen ve bir makinenin dişlisinden fazla değeri kalmamış olan insanın mutlu olması beklenemez. Bu örnek olayda iki yanlışın birden yapıldığı görülmektedir. Birincisi, insanın sadece madde ile mutlu olacağı tezi kabul edilerek uygun araçlar seçilmemiştir. İkincisi ise amaç olan insan üretimin aracı haline gelmiştir.

Yukarıda özetlenen sebeplerle, düşünce sistemlerinin insana bakış açıları ve onlara verdiği değer ile bunların uygulamada aldığı biçim son derece önemlidir. Ahilik, İslâm inancı ile Türk örf ve adetlerini kaynaştıran bir düşünce sistemidir. Ahilikte insan sistemin ortasına oturtulmuş olup her şey onun dünya ve ahiret mutluluğu esas alınarak şekillendirilmiştir. Hiçbir şeye “eşref-i mahlûk” kabul edilen insandan daha fazla değer verilmez, ahiliğin temelinde böyle bir insan anlayışı vardır.

Ahilik, insanı bir bütün olarak ele almakta ve onu bütün yönleriyle birlikte geliştirmeyi amaçlamaktadır. Bu sebeple ahilik insanın sadece uhrevî hayatını değil; ekonomik, sosyal ve kültürel hayatını kapsayacak biçimdeki dünyevî hayatını da düzenlemektedir. “Dünya için ahireti ve ahireti için dünyayı terk etme” anlayışına sahiptirler. Ahilik, insanların dıştan zorlamalarla kaidelere uygun hareket etmelerini sağlama yerine, nefis terbiyesiyle onların beklenilen tutum ve davranışları kendiliğinden göstermeleri temeline dayanır. Bu tercihleri sebebiyle ahiler kaideleri belirlemekle yetinmeyip, eğitime büyük önem vermişlerdir.

AHİLİKTE İDEAL İNSAN

Ahiliğin asıl amacı, insanların dünya ve ahirette huzur içinde olmalarını sağlamaktır. Bu anlayış ahilerin dünya için ahiretini, ahireti için dünyasını terk etmeyen dengeli bir hayat tarzı geliştirmelerini sağlamıştır. Ahilik, insanın dünyevî ve uhrevî hayatının düzenlerken “İnsan-ı Kâmil” diyebileceğimiz bir ideal tip ortaya koymuştur. Ahi ahlâk kaidelerinden faydalanarak sayısız güzel özelliklerini sıralayabileceğimiz bu insan tipinin görgü kaideleri ile de sosyal hayatı düzenlemiştir.

Ahi, vicdanını kendi üzerine gözcü koyan adamdır. Helâlinden kazanan, yerine ve yeterince harcayan, ölçü tartı ehli olan, yararlı şeyler üreten ve yardım edendir. Kalbi ALLAH (CC)’a, kapısı yetmiş iki millete açık olan, mürüvvet ve merhamet üzere olup cömertliği esas alan, ahlâkı ana sermaye edinip akıl yolunda yürüyen, ilim isteyen ve ilmiyle amel edip yararlı çalışmayı elden bırakmayan kişiler AHİLERDİR.

Fütüvvet erkânınca yiğitlik niteliklerine ulaşmış, ayrıca bir sanat öğrenmiş, Allah’ın varlığına ve birliğine inanmış, Hz. Muhammed (SAV)’in elçiliğini kabul ve sünnetlerine uymuş, din ehli ile sohbet ve muhabbete yönelmiş kişiler, ahilikte ilerlemiş olanlardır.

AHİLİK ve EKONOMİ

Ahiliğin günümüzde uygulanan teorilerden çok farklı bir ekonomi anlayışı vardır. Çünkü AHİLİK, insanı merkeze alan “İslâm ekonomisinde” “insan için ekonomi” anlayışını uygularken, günümüzün ekonomi teorilerinde insan, üretim araçlarından sadece biri konumuna düşürülmüştür.

“Kapitalist ekonomik” sistemde kişiler, “sosyalist sistemde” devlet zengindir. “Ahiliğin” düstur edindiği “insan için ekonomi” anlayışında toplumsal kalkınma hedef alınmıştır.

AHİLERİN HAYATINDA EKONOMİNİN YERİ

Ahilik hem dünya hem de ahireti birlikte düşünen bir anlayışa sahiptir. “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalış” hadisi de bu görüşü desteklemektedir.

*Ahilikte ekonomi bir araçtır ve bu aracın amaç haline getirilmesine izin verilmez. Sadece mal, servet ve kazanç için çalışmak hiçbir zaman kendi başına bir anlam taşımaz. Bunlar, ancak kendinden üstün bir amacın gerçekleşmesinin aracı oldukları takdirde bir değer ifade ederler.

Meselâ, başkalarına muhtaç olmadan yaşamak veya başkalarına yardım etmek için kazanılan para değerlidir. Ama para kazanmış olmak için para kazanmak, başka bir deyişle para kazanmayı amaç haline getirmek, ahilerin kabul etmedikleri bir davranıştır. Çünkü bu durumda araç olan para amaç haline gelmektedir. Para kazanmak amaç haline gelirse, amaç olan ahlâkî değerler de araç haline gelir ki, bu son derece ahlâkî olmayan bir dünya görüşüne temel teşkil eder. Meselâ, para kazanmak amaç olacak olursa, başkalarına yardım etmek de bir araç olur. Bunun uygulamadaki sonucu, kişilerin daha çok para kazanmak için başkalarına yardım yapıyor gibi görünmesidir. “Hayır, işlemek” için değil de, başkalarının güvenini ve saygısını kazanarak kârını arttırmak isteyen tüccarın, fakirlere mal dağıtması veya para vermesi böyle bir zihniyetin mahsulüdür. Genellikle buna yardım değil, farklı bir kazanç sağlama yöntemi denilebilir. Çünkü amaç fakirlere yardım etmek değil, onları araç olarak kullanıp daha çok para kazanmaktır. Yardımın araç olarak kullanılmaması için İSLÂM DİNİ “Sağ elin verdiğini sol el bilmemeli” ölçüsünü getirmiştir. Ahilikte bu ölçüye titizlikle uyulması istenir.

“MAL ÖMRÜN HUZUR VE ASAYİŞİ İÇİNDİR. ÖMÜR MAL CEM’EYLEMEK İÇİN DEĞİLDİR.” diyen SADİ, bu cümlesiyle ahilerin hislerine tercüman olmuştur. Ahilerin mal ve servet hakkında düşünceleri, onların ekonomik faaliyetlerine de yansımıştır. Ahiler, insanların kendi emekleri ile geçinmelerini ve kimseye muhtaç olmamalarını isterler. Bu sebeple ahinin emeğini değerlendirebileceği bir işi, özellikle bir sanatı olması, ahlâk kaidesi haline gelmiştir.

Ahiler, çalışmayı ibadet saymışlardır. Onun için ahiler işyerlerine ibadet yeri gibi değer verirler. Ahilikte işyerleri, tekkeler ve zaviyelerden daha kutsal yer olarak kabul edilir. Ahinin işyeri, HAK KAPISIDIR. Bu kapıdan hürmetle girilir, saygı ve samimiyetle çalışılır, helâlinden kazanılır, helâl yere ve kararınca harcanır.

Ahilikte esas olan HELÂL KAZANÇTIR. Ahinin doğru olması ve hak ettiğinden fazlasını isteme yoluna sapmaması ahlâk kaidesi haline getirilmiştir.

Ahilik; hakkına razı olmayarak malına değerinden fazla fiyat isteme, zenginleşme hırsıyla gömülü hazineler peşinde koşma, karanlık ve dolaşık kazanç yollarına sapma gibi haram kazanç yollarına müsaade etmez. Öte yandan ahilik, kendini ve yakınlarını geçindirecek “insaflı” ve “dürüst” bir ticarete karşı değildir. Ama mal biriktirme ve yığma peşinde koşan, haris ve istismarcı ticarete karşıdır. Kolay kazanç, ahi ahlâkı yönünden makbul değildir. Kazanç, meşakkatli olacak, güç olacak, alın teri ve emek karşılığında elde edilecektir.

Sahibini soygun ve vurgun peşinde koşturmayan, dilencilikle yüzünü yere eğdirmeyen, ifrattan da tefritten de uzak olduğu için “Vasat ve İtidal” ölçüsüne en fazla yaklaşan ve o yüzden de en çok övülmeye hak kazanan geçinme tarzları olarak, ziraat ile sanat kabul edilirdi. El işçiliği, kararlı ve sebatlı bir kazanç yolu olduğu için, ahilerce en hayırlı geçinme yolu olarak benimsenirdi. Bu anlayış ahilerin aşırılıklardan uzak, dengeli ve uzlaşmacı dünya görüşüne de uygundur.

Ahilik insanların çalışmalarını, bir işle uğraşmalarını ve kendi emekleri ile geçinmelerini ister. Bazı Fütüvvet nâmelerde İşsizlik “batılı” olarak kabul edilmekte ve akılsızlık sayılmaktadır. Ahi ahlâkında doğruluk ekonomik bir öz taşımakta, eşyanın bilinen biçimde imâl edilmesi ve belirli bir fiyata satılması anlamına gelmektedir. (Ulgener 1981:76) Ahilik mülkiyete karşı değildir. Ancak ALLAH (C.C.) ın “.. ta ki servet içinizde yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet olmasın…” emri uyarınca, servetin belirli ellerde toplanmasına karşıdır. Bu sebeple, sermaye artırımı ve aşırı kazanç arzusu kesinlikle engellenmiştir.

Bu sebepledir ki; teşkilâtta becerisi, ahlâkı ve hakseverliği ile saygınlık kazanıp önemli rol üstlenmiş kişiler teşkilâtın “Ahi Babası” olmuştur. Ahilikte, sanat ve meslekler “arasta, bedesten ve uzun çarşı” gibi adlandırılan yerlerde icra edilmekteydi. Ülkemizde yakın zamanda kurumsallaşan Rekabet Kurumu, Patent Enstitüsü, Reklam Kurulu, KOSGEB, Ticaret ve Sanayi Odaları, İşçi ve İşveren Sendikaları, Kooperatifler, Belediyeler, Esnaf Odaları, SGK gibi sosyal hizmet vermekte olan tüm kurumlar Ahilik sisteminin günümüze yansıyan kuruluşları olmuşlardır. Araştırmalara göre o dönem hayat tarzına ait yansımalar, ilimizde de yaşanmış ve bizlere aktarılmıştır. Karma ve ihtisas meslek odaları, küçük sanayi siteleri, toplu işyerleri ve kooperatiflerdeki aynı işkollarının arasta gibi bir arada toplanma faaliyetleri o dönemden günümüze yansımalardır.

Bugünün dünyasının, Ahilerimizden alacağı çok önemli dersler var. Hırs ve tamahın dünyamızı kasıp kavurduğu şu günlerde dünyamızın Ahilerden kanaati öğrenmesi gerekiyor. Ahi yaptığı işe güvenir, elinin emeğine, ustalığına güvenir. Ahi dürüsttür. Ahi kazancının bereketi ile övünür, Ahiliği inkâr etmek kendimizi inkâr etmektir. Bu geleneği
çok hassas şekilde muhafaza etmek zorundayız.

Modernizm hangi noktaya ulaşırsa ulaşsın, teknoloji hangi sınırları zorlarsa zorlasın, çağın adı atom çağı, uzay çağı, bilgi çağı, güç çağı.… ne olursa olsun, “insan” olgusu var olduğu müddetçe değişmeyen, değişmesi mümkün olmayan değerler vardır. Bu değerler manzumesi şu veya bu din, o veya bu millet, şuradaki veya buradaki millet, şuradaki veya buradaki devlet farkı olmaksızın insanlığın müşterek değerleridir. Dürüst olmak, çevreye faydalı olmak, iyi huylu olmak, munis olmak gibi insanî vasıflar; hürriyet, adalet, eşitlik gibi sosyal kavramlar bu değerler manzumesinin ilk çırpıda akla gelen unsurlarıdır.

Zamanın, ortamın ve her türlü şartların tesiriyle bu değerler kimi devirlerde zayıflayabilir, hatta toplum nezdinde değersiz ve gereksiz şeyler olarak algılanmaya da başlanabilir. Bu durum, o değerlerin işlevini yitirdiğinin değil, o zihniyetteki toplumlara hastalık virüsünün bulaşmış olduğunun göstergesidir.

Yükselen değerlerin sık sık değiştiği günümüz dünyasında, önümüze yalnız kendini düşünen değil başkalarını da düşünen, yani en az kendisi kadar toplumun diğer fertlerini de düşünen, yani en az kendisi kadar onlarında hak ve hukuklarını kollayan bir insan modeli koyan çağdaş ahiliğe insanlık bugün hem vizyon hem de misyon bakımından her
zamankinden daha çok ihtiyaç duymaktadır.

Ahiler dayanışmacı bir ruh yapısına sahiptir. Zengin ile fakir, üretici ile tüketici, emek ile sermaye, millet ile devlet, kısaca toplumun bütün fert ve kurumları arasında iyi münasebetler kurarak herkesin huzur içinde yaşamasını sağlamak, ahilerin başta gelen amacı olmuştur. Toplumda muhtelif statülerin ortaya çıkmasını, bazı insanların fakir bazı insanların zengin olmasını ahilik normal karşılar. Ancak Ahilik güçlünün zayıfı ezmesine veya bir kimsenin
haksız kazanç sağlamasına karşı çıkar. Böyle bir huzur ortamının hazırlanması için birçok düzenlemeler yapılmış ve köklü bir teşkilât kurulmuştur.

Kutlamalarımızın amacı; Kültürlerimizin yaşaması ve yaşatılmasında, gelecek kuşaklara aktarılmasında farkındalık yaratmak, hatırlatmak, teşvik etmek, yeni neslin bu kültürler ve teşkilâtları hakkındaki bilimsel araştırma ve incelemeleri için tavsiye mesajları vermek ve vesile olmaktır.

Ahiliğin temelinde de olduğu gibi, bu günlerde de çok gerekli olan, karşılıklı sevgi, saygı, inanç ve hoşgörünün, dostluk ve kardeşliğin, dayanışmanın, birlik ve beraberliğin hayatımızda devam etmesini temenni ediyorum. Sonuçta Ahilik, meslekte başarıyı ahlâkî değerler ve görgü kurallarıyla yakından ilgili görmüştür. “Görgülü, iyi ahlâk sahibi bir kişinin hayatta başarılı olmamasına imkân yoktur.” ilkesini kabul etmiştir. Ahilerin görgü kurallarına bu derece önem vermeleri, toplum hayatının ideal davranışlarını bütünüyle belirleyip küçük yaşlardan itibaren öğrenmeye başlamaları, Millî Eğitim Bakanlığı ile esnaf kuruluşlarına güzel bir örnek teşkil etse gerek. Kuru kuruya öğretilen meslekî bilginin hayatta başarılı olmaya yetmediği görülmüştür.

Türkiye’nin hedefi 21. yy’da kalkınmış ve sanayileşmiş belli başlı ülkeler arasında yer almaktır. Bahsedilen hedefin gerçekleşmesi de Milli kültüre ve manevî değerlere dayalı eğitim politikasıyla bütünleşmiş, Ahilik esaslarına dayanan bir ekonomi sisteminin kurulması ve yaşatılmasıyla mümkün olacaktır. Şair;

“Fabrika bacaları minareleşsin.
Minarelerin ruhu fabrikalara geçsin.!
Bir yanda motor sesi, öte yanda tekbir,
Göreceksin dinecek; dertler ağrılar bir bir.”    diyerek konuyu ne güzel özetlemiştir.

Bu yıl 12-18 Eylül tarihleri arasında 35’ncisini kutladığımız Ahilik Haftası ile Ahilik kültürümüz İnşâllah yeniden tazelenecek ve filizlenecektir. Ticarî hayatımızın temellinde yer alan bu kültür ile kardeşlik, birlik, beraberlik ve dayanışma duygularımız yeniden pekişecektir. Ticaret ve ekonomi alanında esnaf ve sanatkârımıza olduğu kadar
sosyal ve kültürel alanda da halkımıza yol gösterici olan “Ahilik” 2023 ve 2053 hedeflerimize öncülük edecektir.
Bu vesileyle “2022 yılı Ahilik Haftası” etkinliklerinin birlik, beraberlik, kardeşliğimize, ülkemize ve bütün insanlığa güzellikler getirmesini diliyorum. Ahilik Teşkilâtı’nın kurucusu gönül insanı Ahi Evran-ı Veli’yi rahmet ve minnetle yâd ederken Ülkemiz ekonomisinin temel dinamiklerinden esnaf ve sanatkârlarımız, tüccarlarımız ve sanayicilerimiz başta olmak üzere hemşerilerimin “Ahilik Haftası”nı kutluyor, selâm ve dûa ile hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Mehmet Ali YÂRANBAŞI
Ticaret İl Müdürü

Çankırı - 15:23 A A
BENZER HABERLER