KALABALIKLAR İÇİN YAZIP YALNIZ KALANLAR...

Türkiye İnternet Gazetecileri Derneği (TİGAD) Nevşehir temsilcimiz Can Taşkın kardeşim, köşe yazısında yerelde gazeteciliği öyle bir anlatmış ki. Paylaşmadan duramadım...

Haber Giriş Tarihi: 17.06.2026 17:20
Haber Güncellenme Tarihi: 17.06.2026 17:20
https://www.olay18.com/

Gazetecilik…

Dışarıdan bakıldığında mikrofonların, kameraların, canlı yayınların ve kalabalıkların mesleği gibi görünür.

Oysa işin perde arkasında bambaşka bir dünya vardır.

Çünkü gazetecilik, çoğu zaman binlerce insanın sorununu dile getirirken yalnız kalabilme mesleğidir.

Bir mahallede yol yapılmıyorsa…

Bir sokakta vatandaş çamurun içinde yürüyorsa…

Bir esnaf derdini anlatacak makam bulamıyorsa…

Bir kurumda yanlış yapılıyorsa…

Bir siyasetçi verdiği sözü tutmuyorsa…

İnsanlar dönüp gazeteciye gelir.

Belgeleri masaya koyar.

Dertlerini anlatır.

“Abi bunu bir tek sen yazarsın.”

“Bunu herkes bilmeli.”

“Bu konu gündeme gelsin.”

derler.

Gazeteci de kamu adına sorar, araştırır, doğrulatır ve yazar.

İşte yalnızlık tam da o anda başlar.

Haber yayınlanıncaya kadar herkes aynı fikirdedir.

Ancak haber yayınlandıktan sonra rahatsız olanlar ortaya çıkınca dün “Yaz abi” diyenlerin çoğu sessizleşir.

Gazeteci ise attığı imzanın altında tek başına kalır.

Eleştirilen o olur.

Suçlanan o olur.

Mahkemeye giden o olur.

Tehdit edilen o olur.

Ama yine de ertesi gün bilgisayarının başına oturup yeni haberini yazmaya devam eder.

Çünkü gazetecilik sadece haber yazmak değildir.

Gazetecilik bazen güçlülerin karşısında durup güçsüzlerin sesi olmaktır.

Bazen alkış almak yerine bedel ödemeyi göze almaktır.

Bazen herkesin sustuğu yerde konuşabilmektir.

Fakat toplumun anlamadığı bir gerçek daha vardır.

Bir şehirde sorun yaşandığında, bir yanlış ortaya çıktığında ya da bir usulsüzlük iddiası gündeme geldiğinde ilk suçlanan çoğu zaman gazeteci olur.

“Niye yazdın?”

“Şehrin imajını bozuyorsun.”

“Bunu yazmanın zamanı mıydı?”

“Bir tek bunu mu buldun?”

sözleri havada uçuşur.

Oysa gazetecinin görevi sorunları örtmek değil, ortaya çıkarmaktır.

Daha da ilginci şudur…

Gazeteci bir konuda uyarı yaptığında, ortaya iddia koyduğunda ya da kamuoyu adına soru sorduğunda eleştirilerin hedefi olur.

Aradan günler, haftalar ya da aylar geçer…

O haberde anlatılanlar bir bir ortaya çıkar.

Söylenenlerin doğru olduğu anlaşılır.

Ama dönüp de “Haklıymışsın” diyenlerin sayısı ne yazık ki çok azdır.

Yanlış ortaya çıkınca suçlu gazetecidir.

Gerçek ortaya çıkınca ise kahraman başka insanlar olur.

İşte gazeteciliğin görünmeyen yüklerinden biri de budur.

Doktorlar görevlerini yapar, teşekkür alır.

Öğretmenler görevlerini yapar, teşekkür alır.

Polisler görevlerini yapar, teşekkür alır.

Bürokratlar görevlerini yapar, teşekkür alır.

Siyasetçiler görevlerini yapar, teşekkür alır.

Üstelik bunların tamamı maaş alarak mesleklerini icra eder.

Gazeteci ise çoğu zaman toplum adına mücadele ettiği halde takdir görmek yerine eleştirilir.

Özellikle de Nevşehir gibi insanların birbirini tanıdığı küçük şehirlerde…

Burada çoğu zaman haberin içeriği konuşulmaz.

Haberi yapan kişi konuşulur.

Ortaya konulan belge tartışılmaz.

Belgeyi yayınlayan kişi tartışılır.

Oysa gelişmiş toplumlarda kişiler değil, ortaya konulan bilgi ve belgeler değerlendirilir.

Belki de bu yüzden gazetecilik Nevşehir’de en çok konuşulan ama en az anlaşılan mesleklerden biridir.

Bir başka yanılgı ise herkesin gazeteci sanılmasıdır.

Bugün bir telefon sahibi olmak, sosyal medya hesabı açmak ya da birkaç satır yazmak kimseyi gazeteci yapmaz.

Gazetecilik kartvizite yazılan bir unvan değildir.

Gazetecilik, toplumun güvenini kazanabilmektir.

Gazetecilik, doğru bilgiye ulaşmak için mücadele etmektir.

Gazetecilik, gerektiğinde bedel ödemeyi göze alabilmektir.

Çünkü gerçek gazeteciyi ne kurumlar belirler ne de unvanlar…

Gerçek gazeteciyi zaman belirler.

Mücadele belirler.

En önemlisi de halkın vicdanı belirler.

Kendi adıma konuşacak olursam…

Ben gazeteciliği hiçbir zaman sadece para kazanılan bir iş olarak görmedim.

Hiçbir zaman sabah başlayıp akşam biten sıradan bir meslek olarak da görmedim.

Ben gazeteciliği bir yaşam biçimi olarak gördüm.

Sokakta yürürken de gazeteciyim.

Bir vatandaşın derdini dinlerken de gazeteciyim.

Gece yarısı gelen bir ihbar telefonunda da gazeteciyim.

Evimde otururken de, ailemle vakit geçirirken de memleketin meseleleri zihnimin bir köşesindedir.

Çünkü gazetecilik benim için çalışma saatleri olan bir meslek değil, hayatın kendisidir.

Belki bu yüzden zaman zaman yalnız kalıyoruz.

Belki bu yüzden yanlış anlaşılıyoruz.

Belki bu yüzden hedef tahtasına konuluyoruz.

Ama yine de doğruları yazmaktan vazgeçmiyoruz.

Çünkü biliyoruz ki susan kalemler çoğaldığında kaybeden gazeteciler değil, toplumun kendisi olacaktır.

Ve şunu da çok iyi biliyoruz…

Gazetecinin gerçek gücü arkasındaki kalabalıktan değil, yalnız kaldığında da doğruları yazabilme cesaretinden gelir.

Bizler kalabalıkların sesi olmak için yola çıktık.

Yalnız kalmayı göze alarak…

En son yaptığımız Rasim Arı haberi sonrası bile neler neler dendi. Partiye geçen Rasim Arı her yerde akıllarınca linçlenen haberi yazan gazeteci oldu. Lakin şunu da açıkça söyleyeyim doğru olmayan hiç bir şeyi umursamayan ben bildiğimi yazan yine ben olacağım. Kalın sağlıcakla...