Az bulutlu
  • EURO
  • DOLAR

15 TEMMUZ DİRENİŞİNİN ÖNEMİ VE ANLAMI KONFERANSI GERÇEKLEŞTİRİLDİ

15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü kapsamında Çankırı Karatekin Üniversitesi tarafından düzenlenen “Demokratikleşme Bağlamında 15 Temmuz Direnişinin Önemi ve Anlamı Konferansı” 14 Temmuz 2021 Çarşamba günü 100. Yıl Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Vali Abdullah Ayaz, Çankırı Karatekin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Harun Çiftçi, Vali Yardımcısı Abdullah Arslaner, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hüseyin Odabaş, İl Emniyet […]
Çankırı - 14 Temmuz 2021 23:34 A A

15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü kapsamında Çankırı Karatekin Üniversitesi tarafından düzenlenen “Demokratikleşme Bağlamında 15 Temmuz Direnişinin Önemi ve Anlamı Konferansı” 14 Temmuz 2021 Çarşamba günü 100. Yıl Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.

Vali Abdullah Ayaz, Çankırı Karatekin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Harun Çiftçi, Vali Yardımcısı Abdullah Arslaner, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hüseyin Odabaş, İl Emniyet Müdürü Yılmaz Delen, Şehit ve Gazi Aileleri, akademisyenler ve vatandaşların katıldığı konferansta, Çankırı Karatekin Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gürbüz Özdemir yer aldı.

Saygı duruşu ve İstiklal Marşımızın söylenmesi ile başlayan konferansın açılış konuşmasını ÇAKÜ Rektörü Prof. Dr. Harun Çiftçi yaptı.

Rektör Çiftçi konuşmasında; “  Tarihte büyük millet olmanın ve olabilmenin gerektirdiği bazı hususiyetler vardır. Yani siz büyük devlet oldukça, gelişip büyüdükçe peşinizi bırakmayan sorunlar ve sıkıntılar yaşarsınız.  Bizim Türk Milleti olarak Osmanlı İmparatorluğunun son döneminden itibaren Demokrasiye geçişimiz ve sonrasında sürekli baskılara ve demokrasimizi sekteye uğratacak girişimlere maruz kaldığımız gerçeği vardır tarihimizde. Bu darbe ve kakışma süreçleri milletimizin zihninde derin izler bırakmıştır.  Hiçbir darbe ve kalkışma olmasın ki, milletin sosyolojisini, psikolojisini ve ekonomisini etkilememiş olmasın.  1960 darbesini yaşıyoruz. Sonra 180 süreci ile yüzleşiyoruz. 28 Şubat ile karşılaşıyoruz ve son olarak ne yazık ki 15 Temmuz ile karşı karşıya kalıyoruz.  Ne zamanki Türkiye bir kalkınma büyüme hamlesi yaşıyor, sonrasında sürekli bu kakışma ve darbe süreçleri ile boğuşmak zorunda kalıyor.  Türk milleti demokrasi ve millet iradesi adına verilmesi gereken ne kadar sınav varsa vermiş durumdadır.  Bizim bıkmadan geleceğimizin teminatı genç nesle ve milletimize demokrasi ve millet iradesinin önemini anlatmamız gerekiyor.  15 Temmuzda ki hain kalkışma gerçekleşmiş olsaydı bugün Türkiye 50 yıl geriye gitmiş olacaktı.  Ortadoğu’nun o buhranlı yapısı bizi de etkileyecek ve Türkiye’nin toprak bütünlüğü tehlikeye girmiş olacaktı. Bugün tüm bunları yaşamıyorsak kendilerini feda eden şehitlerimiz, gazilerimiz ve kahraman milletimiz ve büyük bir irade gösteren başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere devleti yöneten idare sayesindedir.  15 Temmuz’un tekrar yaşanmaması için birey, kurum ve toplum olarak bu süreci iyi irdelemeli demokrasi ve millet iradesi adına ne yapmamız gerekiyorsa üzerimize düşeni yapmalıyız. Bugü yaptığımız konferansta bu anlamda yapılan bir etkinliktir ve önemlidir. Katılım gösteren herkese teşekkür ediyorum.” dedi.

Rektör Çiftçi’nin konuşmasının ardından Çankırı Karatekin Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gürbüz Özdemir, 15 Temmuz kalkışmasına gelinen süreci, Türkiye’nin maruz kaldığı darbe ve kalkışma süreçlerini, Niçin darbelere maruz kaldığımızı, 15 Temmuz başarılı olsaydı yaşanacak süreci anlatan bir sunum yaptı.

Doç. Dr. Özdemir sunumunda, “Bu necip millet, o gece aynı ataları gibi sahip olduğu vatan, bayrak, bağımsızlık, iman vb. değerlerin uğruna gözünü kırpmadan şehadete giderek, bu asil milletin torunları olduğu gösterdi. Bu açıdan ne söylense ne anlatılsa azdır. Bu millet, bu Anadolu insanı ilim sahibi olmayabilir, lakin önüne geçilmez bir feraset, sağduyu ve irfan sahibidir. Bu bağlamda “Anadolu irfanı” tanımlaması oldukça manidardır.  Bu millet, 15 Temmuz gecesi zaten irfanıyla söylenecek her şeyi söylemiş ve bizzat da tatbik etmiştir.  Ben demokrasi kavramından ziyade demokratikleşme kavramını önemsiyorum. Zira bir çırpıda söyleyiverdiğimiz demokrasi olgusu, Batı’da akşamdan sabaha oluşmuş değildir.

Demokrasinin düşüncesinin bugüne gelmesi ve milletin gerçek anlamda egemen olması, demokrasinin doğuş yeri olan Batı’da ancak uzun, zorlu ve mücadele dolu bir sürecin sonucunda mümkün. Darbelerin oluşturduğu ortam, sonuç itibariyle 60’lı ve 70’li yıllarda Türkiye’ye kaos getirmiştir.1960 sonrası dönemde demokrasi istikametinde yürütülen çabalar ise,  bu sefer 12 Eylül darbesi ile kesintiye uğradı. Sonrasında oluşmaya başlayan demokrasi ortamı, bu sefer 28 Şubat Post-modern Darbesi ile kesintiye uğradı. Bu kesintilerin, millete rağmen onun istememesine rağmen olduğu herkesçe bilinmektedir. Ancak millet bir şey yapamamıştır.  Dolayısıyla demokrasiyi kesintiye uğratan ve sosyal bünyeye zarar veren müdahalelerin (darbe vb.) özünde, halkın iradesini olumsuzlayıp seçkinlerin seçkinliğini ikame edebilme çabası vardır.  Ancak halkın etkin olmadığı tüm süreçler, neticesiz kalmaya mahkûm olmuş ve yeni demokrasi rüzgarı esmiştir. Tam bu noktada benim tespitim, Türk milleti lider merkezli bir siyasi kültüre sahiptir.

Lider ve yöneticiler, hem milletin değerlerine saygılı ve hatta bağlı, hem de milletin lehine dik duran bir niteliğe sahipse, millet özgüvenle ben varım diyebiliyor ve ölümüne gidiyor. bir ülkede demokrasinin kurumsallaşması ve demokratik bir sistemin kurulmasında ve dahi onun devamlılığında, egemenliğin ve demokrasinin kaynağı olan halkın/milletin bilinçlenmesi en temel kriterdir.  Yani demokratik bir sistem, demokrasi bilincinin halkta gelişmediği ya da zayıf kaldığı bir yerde söz konusu olamaz, Hatta başlı başına özgür bir siyaset yapmak da neredeyse imkânsızdır. Kısacası demokratik siyasî kültür ve sürdürülebilir güçlü bir demokratik yapı, ancak demokratik kişiliğe sahip bilinçli bireylerden oluşan halkla mümkündür.  Ancak Türkiye’de demokratikleşme sürecinin her bir aşamasında; halktaki demokrasi bilincinin güçlenmesine ve egemen olmasına karşı darbeler süreci baltalamıştır. Adeta Türkiye’de «meşru» bir darbe geleneği oluşmuştur. 2000’li yıllara geldiğimizde dahi özellikle 27 Nisan e-muhtırası darbeci geleneğin bitmediğini açıkça göstermiştir. Ancak bu nokta hesap edilemeyen bir durum vardı. Millet ve milletin temsilcileri, artık iradesine sahip çıkmaya başlamıştı. Dolayısıyla 27 Nisan e-muhtırasına karşı gösterilen irade ve duruş, hem Türkiye’de yeni bir döneme girildiğinin göstergesi olmuş, hem de 15 Temmuz direnişinin alt yapısını hazırlamıştır. Bu yeni dönemin kapısını açan ise, milletin değerleriyle barışık olan ve millete tepen bakan vesayetçi anlayışa dur diyen bir devlet anlayışının ortaya çıkması olmuştur. Bu anlayış, 27 Nisan e-muhtırasına karşı temsilcisi olduğu milletin lehine dik durmuş ve milletin hakkını korumuştur.  Böylelikle millette, egemenliğin, iktidarın ve dahi devletin gerçek sahibinin, kendisine istikamet çizen vesayetçiler değil bizzat kendileri olduğu bilinci artmıştır. Millet, yaşanan sorunlardan kurtulmak için, örneğin askere değil halkın ve demokrasinin güçlendirilmesine ihtiyaç olduğunun farkına varmıştır. İşte FETÖ hain darbe girişimine karşı 15 Temmuz Gecesi yaşanan o şanlı direniş, bu bilinç ve ruhla yoğrulmuştur. 15 Temmuz Direnişi, yeni anlayışla bilinçlenen milletin, bu devletin sahibi biziz, onu koruyacak ve yüceltecek de biziz demesinin somutlaşmış ve ete kemiğe bürünmüş halidir.” ifadelerine yer verdi.

Konferansın ardından Vali Abdullah Ayaz tarafından Doç. Dr. Gürbüz Özdemir’e günün anısına plaket verildi.

Çankırı - 23:34 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.